ÇOCUKLARA VE
KADINLARA ÖLÜM MÜ YAKIŞIR ?
Gecenin öteki yarısında şeytan dürtüyor işte. Uzak durmak
istesem de gündemden, olan bitenden şu parmaklar basıveriyor bilgisayarın
tuşlarına, twitter pat diye karşımda. Kulağımda İlkay Akkaya,
Bilemem nereye
sürüldüğümü bekleme
Belki kaybolup gidecek
bu yürek
Karla kaplı yüreğimde
Hüzne doğan kır
çiçeğim, diyor…
Kapatsam ya müziği, okumasam ya yazılanları, göz atmasam ya
fotoğraflara. Ne kaybederim ki, hiç olmazsa umutlarım kalır bana, gece uykuma
dalarım rahatça.
Daha ilk sayfada birinci fotoğrafta CEREN ÖZDEMİR. Dudakta hızma bu kadar mı yakışır bir insana. Ya o
buğulu gözler, o sürmeli kirpikler. Allah övmüş yaratmış, denir ya. Ama ya
ölüm, bu kadar mı erken, bu kadar mı hak edilmeyen. Ceren hiç tanımadığı bir mahlûk
tarafından öldürülüyor. Ve Türkiye istatistiklerinde 2019 yılında öldürülen
431. Kadın olarak yer alıyor. O
öldürülürken muhtemelen kulaklarında kuğu gölü, ayak parmaklarında çalışmanın
verdiği sızı vardı. Kolay mı yetişir bir
balerin sizce? Hele ki bizim ülkede, balerin olmayı istemek. Ne kadar da
cesurmuş ve aykırı. Nereden bilecek ki bu ülkede ölüm arkasında, takipte.
Biraz aklım, biraz da uykum vardı, uçtu gitti ikisi de
zaten.
Biraz daha iniyorum, Galatasaray yenilmiş, Emine Erdoğan
kuyruklu elbisesi ile sallamış sarayı, Can bilmem ne hayranına, gel arka odaya,
demiş, miş, miş…
Bu haberlerin hemen altında bir çift kara göz bakıyor bana.
Çekik simsiyah çocuk gözler. Öyle güzel bakıyor ki dünyaya, dudakları
yanaklarına doğru kaymış gülümsüyor babaannesinin kucağında. EFE imiş adı. İnsan olan inanamaz
polis tarafından bir zırhlı araç ile ezildiğine ve de mahkemece suçlu
bulunduğuna. Zırhlı araç ehliyeti var mı yok mu diye araştırılmayan, Efe’yi
ezen polis memuru ise suçsuz. (kast yok deniyor) Gülümsüyor işte Efe, bilmiyor
tankların, zırhlı araçların, silahların ne işe yaradığını. Niye bu şehirde,
Diyarbakır’da zırhlı araçların yüzlerce
olduğunu. Belki de hayal kuruyor büyüyüp bir tankı kullanmak için. Savaşı daha
öğrenememiş ki, daha çok küçük. Binlerce savaş kurbanı çocuk gibi eziliyor
paletlerin altında.
Osman Kavala 764 gündür tutuklu, Selahattin Demirtaş
cezaevinde nefes alamıyor,
İzlanda başbakanı ise,
"Milli gelirin
ötesinde verilere ihtiyacımız var. Çocuklarımız 'Gezegeni neden kurtarmadın?'
dediğinde. 'Kapitalist sistemi ayakta
tutmaya çalışıyorduk' yanıtını vermek istemiyorum." diyor,
Ve bu haberin hemen altında kırmızı elma yanaklı bir kız
çocuğu objektife gülümsüyor. Hep mi gülümser çocuklar, hep güzel şeyler mi
düşünürler? RABİA NAZ için kaçıncı
dava görülüyor mahkemede. Önce siyah bir araba çarptı, kaçtı diyorlar.
Sonrasında ise polisler çatıdan atladı, diye ifade veriyorlar. Şüpheli ölümler
arasında kalıyor Rabia Naz’ın ölümü. . Küçücük bir kız çocuğunun ölümünü bile
aydınlatamıyor dünyaya meydan okuyan ülke. Sınır ötesine geçiveriyor kolayca
da, minicik bir kızının ölümüne geçemiyor. Rabia Naz elinde, ‘’şair ceketli çocuk’’ kitabı ile poz
veriyor, o da gülümsüyor biraz sonra öleceğini bilmeden…
Şair ceketli çocuk Kazım Koyuncu ise o kitapta,
‘’Bu arada; hiç
başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa
da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını
bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze
çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Don Kişotlara, ateş hırsızlarına,
Ernesto “Çhe” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz
olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve
tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü
şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi
dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan
köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler,
babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz
de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.
Teşekkürler dünya.”
Diyor.
Hiç kusura bakmasın, teşekkürler edemeyeceğim dünyaya Kazım
Koyuncu gibi. Ben onun gibi kocaman yürekli bir şair değilim ki.
Uyku haram bize, gece de ilerliyor gittikçe, bu akrep
yelkovanı ne kadarda hızla kovalıyor kardeşim. Yoruluyorum ben onları takip
ederken, neyse ki yorgunluktan uyur kalırım belki de sabahın ilk ışıklarında.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder