7 Aralık 2019 Cumartesi

ÇOCUKLARA VE KADINLARA ÖLÜM MÜ YAKIŞIR?







ÇOCUKLARA VE KADINLARA ÖLÜM MÜ YAKIŞIR ?

Gecenin öteki yarısında şeytan dürtüyor işte. Uzak durmak istesem de gündemden, olan bitenden şu parmaklar basıveriyor bilgisayarın tuşlarına, twitter pat diye karşımda. Kulağımda İlkay Akkaya,

Bilemem nereye sürüldüğümü bekleme
Belki kaybolup gidecek bu yürek
Karla kaplı yüreğimde
Hüzne doğan kır çiçeğim, diyor

Kapatsam ya müziği, okumasam ya yazılanları, göz atmasam ya fotoğraflara. Ne kaybederim ki, hiç olmazsa umutlarım kalır bana, gece uykuma dalarım rahatça.

Daha ilk sayfada birinci fotoğrafta CEREN ÖZDEMİR. Dudakta hızma bu kadar mı yakışır bir insana. Ya o buğulu gözler, o sürmeli kirpikler. Allah övmüş yaratmış, denir ya. Ama ya ölüm, bu kadar mı erken, bu kadar mı hak edilmeyen. Ceren hiç tanımadığı bir mahlûk tarafından öldürülüyor. Ve Türkiye istatistiklerinde 2019 yılında öldürülen 431. Kadın olarak yer alıyor.  O öldürülürken muhtemelen kulaklarında kuğu gölü, ayak parmaklarında çalışmanın verdiği sızı vardı.  Kolay mı yetişir bir balerin sizce? Hele ki bizim ülkede, balerin olmayı istemek. Ne kadar da cesurmuş ve aykırı. Nereden bilecek ki bu ülkede ölüm arkasında, takipte.

Biraz aklım, biraz da uykum vardı, uçtu gitti ikisi de zaten.

Biraz daha iniyorum, Galatasaray yenilmiş, Emine Erdoğan kuyruklu elbisesi ile sallamış sarayı, Can bilmem ne hayranına, gel arka odaya, demiş, miş, miş…




Bu haberlerin hemen altında bir çift kara göz bakıyor bana. Çekik simsiyah çocuk gözler. Öyle güzel bakıyor ki dünyaya, dudakları yanaklarına doğru kaymış gülümsüyor babaannesinin kucağında. EFE imiş adı. İnsan olan inanamaz polis tarafından bir zırhlı araç ile ezildiğine ve de mahkemece suçlu bulunduğuna. Zırhlı araç ehliyeti var mı yok mu diye araştırılmayan, Efe’yi ezen polis memuru ise suçsuz. (kast yok deniyor) Gülümsüyor işte Efe, bilmiyor tankların, zırhlı araçların, silahların ne işe yaradığını. Niye bu şehirde, Diyarbakır’da  zırhlı araçların yüzlerce olduğunu. Belki de hayal kuruyor büyüyüp bir tankı kullanmak için. Savaşı daha öğrenememiş ki, daha çok küçük. Binlerce savaş kurbanı çocuk gibi eziliyor paletlerin altında.

Osman Kavala 764 gündür tutuklu, Selahattin Demirtaş cezaevinde nefes alamıyor, 

İzlanda başbakanı  ise,
"Milli gelirin ötesinde verilere ihtiyacımız var. Çocuklarımız 'Gezegeni neden kurtarmadın?' dediğinde. 'Kapitalist sistemi ayakta tutmaya çalışıyorduk' yanıtını vermek istemiyorum." diyor,


Ve bu haberin hemen altında kırmızı elma yanaklı bir kız çocuğu objektife gülümsüyor. Hep mi gülümser çocuklar, hep güzel şeyler mi düşünürler? RABİA NAZ için kaçıncı dava görülüyor mahkemede. Önce siyah bir araba çarptı, kaçtı diyorlar. Sonrasında ise polisler çatıdan atladı, diye ifade veriyorlar. Şüpheli ölümler arasında kalıyor Rabia Naz’ın ölümü. . Küçücük bir kız çocuğunun ölümünü bile aydınlatamıyor dünyaya meydan okuyan ülke. Sınır ötesine geçiveriyor kolayca da, minicik bir kızının ölümüne geçemiyor. Rabia Naz elinde, ‘’şair ceketli çocuk’’ kitabı ile poz veriyor, o da gülümsüyor biraz sonra öleceğini bilmeden… 

Şair ceketli çocuk Kazım Koyuncu ise o kitapta,  
‘’Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Don Kişotlara, ateş hırsızlarına, Ernesto “Çhe” Guevara’ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.
Teşekkürler dünya.” Diyor.

Hiç kusura bakmasın, teşekkürler edemeyeceğim dünyaya Kazım Koyuncu gibi. Ben onun gibi kocaman yürekli bir şair değilim ki.

Uyku haram bize, gece de ilerliyor gittikçe, bu akrep yelkovanı ne kadarda hızla kovalıyor kardeşim. Yoruluyorum ben onları takip ederken, neyse ki yorgunluktan uyur kalırım belki de sabahın ilk ışıklarında.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder