TAC MAHAL: SONSUZLUKTA
BİR İNCİ TANESİ.
kitabından hatırlıyorum Tac
Mahal’i. Şah Cihan’ı ve biricik aşkı
Ercümend Banu ya da diğer adıyla
Begüm
Mümtaz Mahal’i. O zamandan yer etmiş beynime, yüreğime. Masal gibi okumuştuk,
varmış
işte, masal değilmişçesine.
Etkilenmek üzere gidiyorsun, hazırsın etkilenmeye… Hazırsın
orada o en büyük aşkı ve bu aşkı ölümsüzleştirmek üzere yapılmış muazzam intizamı, düzeni bulmaya…
Her bir köşe öyle bir ölçülüp, biçilip, düşünülüp yapılmış
ki, bir daha, bir daha bakasın, bir eksik
bulasın geliyor insanın içinden. Ama
bulamıyorsun. Tam buldum sanıyorsun, kuleleri
dik değil
bunun diyorsun. Sonra bilhassa dışa doğru hafif yatık yapıldığını
öğreniyorsun. Depremlerde kuleler
çarpıp birbirine, binaya zarar vermesin diye.
1600’ lü yıllarda mimari dehalara şapka çıkarmak gerekiyor aslında.
Özellikle şimdiki yapıları görünce.
300 yıl önce Babür İmparatorluğunun tahtındaki Şah Cihan
daha 15 yaşında iken Meena pazarında
görüp aşık olduğu ve 20 yaşına geldiğinde
saraya 3. Eşi olarak aldığı Ercümend Banu’ya farklı
duygularla bağlanmıştır.
Zira Ercümend Banu çok güzel olmasının yanında çok akıllı bir kadındır.
Artık
kocasının en büyük yardımcısı olmuştur. Hem danışmanlığını yapar hem de en
sadık arkadaşı
olur kocasının. Şah Cihan karısına Mümtaz Mahal adını vermiştir.
SARAYIN GURURU
Şah Cihan’a 14 çocuk verir Mümtaz Mahal. Bütün seferlerinde yer alıp,
hiç yalnız bırakmamıştır Şahını. Son hamileliğinde de yine bir sefere çıkarlar. 14. Çocuğunu doğururken bu defa ne yazık ki,
hiç yalnız bırakmamıştır Şahını. Son hamileliğinde de yine bir sefere çıkarlar. 14. Çocuğunu doğururken bu defa ne yazık ki,
sevgili eşinin kollarında can verir, bu son seferlerinde. Şah Cihan o
kadar etkilenir ki, hayata küser,
1 yıl kadar bir süre kendini kapatır sarayında.
Sonra karar verir, sevgili karısını yaşatacak bir şeyler
yapmaya.
Mimarı İranlı bir üstat olan İsa Han,
kubbeleri ise Mimar Sinan’ın öğrencileri tarafından yapılmış bu nadide eser. 1631’
de başlayan eserin tamamlanması 21 yıl sürmüş olup, 22 bin işçi çalıştırıldığı söylenir. Dünyanın en çok para ve emek harcanan yapısı olarak Dünyanın 7
harikası arasında yer alan Saray’ın bahçesi Anadolu’dan getirilen bitkilerle,
kullanılan taşlar ise Çin, Tibet, Sri Lanka gibi diyarlardan binlerce fil ile
taşınarak tamamlanmıştır.
Bu renk değişimi Mümtaz Mahal’in ruh
durumundaki değişiklikleri temsil ediyor diye söylenir efsanelerde.
Ayrıca başka bir efsanede ise, Tac
Mahal’in yapımı bittikten sonra, çalışan işçilerin kollarının, aynı yapıttan
bir tane daha yapmasınlar diye kesildiği söylenir.
Şah Cihan’ın oğulları arasında
iktidar kavgası başladığında, oğullarından ALEMGİR, aynı zamanda annesinin
doğururken öldüğü çocuğu, kardeşini alt ederek iktidarı ele alır ve babasını da,
Tac Mahal’in karşısında yer alan AGRA KALE’ sine hapseder. Şah Cihan bundan
sonraki yaşamını odasından karısı için yaptırdığı eserini seyrederek tamamlar.
Hindistan’ın en geri kalmış
bölgelerinden birinin ortasında bir inci tanesi gibi parlayan TAC MAHAL yüzyıllardır bu aşka şahit olmak isteyen insanlarla dolup taşmaktadır.
Hatta bir İngiliz Lordu Edward Lear
‘’ Dünya’da insanlar 2’ ye ayrılır. Tac Mahal’i görenler ve görmeyenler diye ‘’
demiş, yazılanların yalancısıyız vallahi
J Biz de görenler
sınıfına dahil olup, kubbenin ucundan da tutup, geri dönerken kâh etkilenip, kâh üzülüp, kâh duygulanıp, kâh
kıskanıp, kâh romantizme kapılıp, çeşitli duyguların rüzgârına kapılaraktan
çıkıyoruz gerçek dünyaya.
Güneş batmak üzeredir, hiç batmayan bir aşkın eteklerinde....












Hiç yorum yok:
Yorum Gönder