3 Kasım 2018 Cumartesi

TAC MAHAL:SONSUZLUKTA BİR İNCİ TANESİ





TAC MAHAL:  SONSUZLUKTA BİR İNCİ TANESİ.

Yüzyıllardır dillerden düşmeyen bir aşk hikâyesinin belgesine doğru yola çıktık. Ortaokulda Türkçe 
kitabından hatırlıyorum Tac Mahal’i.  Şah Cihan’ı ve biricik aşkı Ercümend Banu ya da diğer adıyla
 Begüm Mümtaz Mahal’i. O zamandan yer etmiş beynime, yüreğime. Masal gibi okumuştuk,
 varmış işte, masal değilmişçesine.




Etkilenmek üzere gidiyorsun, hazırsın etkilenmeye… Hazırsın orada o en büyük aşkı ve bu aşkı ölümsüzleştirmek üzere yapılmış  muazzam intizamı, düzeni bulmaya…

Her bir köşe öyle bir ölçülüp, biçilip, düşünülüp yapılmış ki, bir daha, bir daha bakasın, bir eksik 
bulasın geliyor insanın içinden. Ama bulamıyorsun.  Tam buldum sanıyorsun, kuleleri dik değil 
bunun diyorsun. Sonra bilhassa dışa doğru hafif yatık yapıldığını öğreniyorsun. Depremlerde kuleler 
çarpıp birbirine, binaya zarar vermesin diye.

1600’ lü yıllarda mimari dehalara şapka çıkarmak gerekiyor aslında. Özellikle şimdiki yapıları görünce.


300 yıl önce Babür İmparatorluğunun tahtındaki Şah Cihan daha 15 yaşında iken Meena pazarında 
görüp aşık olduğu ve 20 yaşına geldiğinde saraya 3. Eşi olarak aldığı Ercümend Banu’ya farklı 
duygularla bağlanmıştır. Zira Ercümend Banu çok güzel olmasının yanında çok akıllı bir kadındır. 
Artık kocasının en büyük yardımcısı olmuştur. Hem danışmanlığını yapar hem de en sadık arkadaşı 
olur kocasının. Şah Cihan karısına Mümtaz Mahal adını vermiştir. SARAYIN GURURU





Şah Cihan’a 14 çocuk verir  Mümtaz Mahal. Bütün seferlerinde yer alıp,
 hiç yalnız bırakmamıştır Şahını. Son hamileliğinde de yine bir sefere çıkarlar. 14. Çocuğunu doğururken bu defa ne yazık ki, 
sevgili eşinin kollarında can verir, bu son seferlerinde. Şah Cihan o kadar etkilenir ki, hayata küser,  
1 yıl kadar bir süre kendini kapatır sarayında. Sonra karar verir, sevgili karısını yaşatacak bir şeyler 
yapmaya.

Mimarı İranlı bir üstat olan İsa Han, kubbeleri ise Mimar Sinan’ın öğrencileri tarafından yapılmış bu  nadide eser. 1631’ de başlayan eserin tamamlanması 21 yıl sürmüş olup, 22 bin işçi çalıştırıldığı söylenir. Dünyanın en çok para ve emek harcanan yapısı olarak Dünyanın 7 harikası arasında yer alan Saray’ın bahçesi Anadolu’dan getirilen bitkilerle, kullanılan taşlar ise Çin, Tibet, Sri Lanka gibi diyarlardan binlerce fil ile taşınarak tamamlanmıştır.


Günün ilk saatlerinde pembe,Gün aydınlandıkça beyaz,Akşam ay ışığında ise altın rengine bürünmektedir  TAC MAHAL. 





 Bu renk değişimi Mümtaz Mahal’in ruh durumundaki değişiklikleri temsil ediyor diye söylenir efsanelerde.
Ayrıca başka bir efsanede ise, Tac Mahal’in yapımı bittikten sonra, çalışan işçilerin kollarının, aynı yapıttan bir tane daha yapmasınlar diye kesildiği söylenir.
Şah Cihan’ın oğulları arasında iktidar kavgası başladığında, oğullarından ALEMGİR, aynı zamanda annesinin doğururken öldüğü çocuğu, kardeşini alt ederek iktidarı ele alır ve babasını da, Tac Mahal’in karşısında yer alan AGRA KALE’ sine hapseder. Şah Cihan bundan sonraki yaşamını odasından karısı için yaptırdığı eserini seyrederek tamamlar.


Hindistan’ın en geri kalmış bölgelerinden birinin ortasında bir inci tanesi gibi parlayan TAC MAHAL yüzyıllardır bu aşka şahit olmak isteyen insanlarla dolup taşmaktadır. 




Hatta bir İngiliz Lordu Edward Lear ‘’ Dünya’da insanlar 2’ ye ayrılır. Tac Mahal’i görenler ve görmeyenler diye ‘’ demiş,  yazılanların yalancısıyız vallahi J Biz de görenler sınıfına dahil olup,  kubbenin ucundan da tutup, geri dönerken kâh etkilenip, kâh üzülüp, kâh duygulanıp, kâh kıskanıp, kâh romantizme kapılıp, çeşitli duyguların rüzgârına kapılaraktan çıkıyoruz gerçek dünyaya. 
Güneş batmak üzeredir, hiç batmayan bir aşkın eteklerinde....





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder