24 Temmuz 2017 Pazartesi

SUSMUYORLAR YAHU !




SUSMUYORLAR YAHU ! 

Var olan huzuru bozmak için ille de çöp kutularına patlayıcılar koymak gerekmez ,
insanları birbirine düşürmek için ille de kalabalıklara molotof kokteylleri atmak da gerekmez .
Bir düşünceyi veya davranış biçimini ya da yaşam tarzını kabul ettirmek için illa da yasalar , kanunlar koymak gerekmez .
Bazen söylenen bir cümle bomba gibi düşer , kalabalıkların arasına ,
bazen bir demeç bir molotof gibi patlar beyinlerde ,
bazen bir imalı söz kurt gibi kemirir adamı ,
bazen susması gereken , ama hiç susmayan insanlar vardır .Onlar konuşur , makamları vardır onların , koltukları vardır altlarında .Sanırlar ki o makamlar , o koltuklar hak sahibi yapar onları , istediklerini söylemeye.Onlar konuşur ,alkışlar onları yurdumuzun insanları .
Onlar konuşur yavaş yavaş, alıştırırlar insanları söylediklerine ,
Bir twitte yer alan bir söz , bazen gazete haberinde okuduğumuz bir demeç , bazen ekranlarda izlediğimiz bir haber.
İşte bu susmayanlar ,işte her daim konuşanlar
 işte ne dediklerini gerçekten anlamadıklarımız , işte duyunca ürpertenler  , İŞTE BAŞ OLAN AYAKLAR  .....

                   İŞTE TOP  5  LİSTEMİZ




1. CÜBBELİ AHMET HOCA : '' Bu adama ( fetö liderini kastederek ) bir operasyon yapalım .Bunu başkası yapamıyor herhalde  '' deyip , kendisini dinleyenlerden ayın son cumartesi günü sabah namazından sonra söylediği bedduaları 1479 ! kere okumalarını istedi ve dedi ki : '' belki Allah-u Teala temiz iş yapar ''
Bu demeci ciddiye alıp incelesek mi ,incelemesek mi ?Ama yine de şunları söyleyebiliriz .Anlaşılıyor ki artık Cübbeli de , Fetö terör örgütüne ciddi bir operasyon yapılmadığını düşünüyor olmalı ki  ve kendisi bu işe el atıyor ve bu işi kendi yöntemleriyle yani BEDDUA yöntemiyle halletmeye kalkıyor .Ama sanki ,Allah- u Teala'dan da  pek umudu yok ki  '' belki ..........temiz iş yapar '' diyor .
Biz bu adama bayılıyoruz yahu .Ciddi  programlara , ulusal kanallara çıkarıyoruz , söylediklerini ,verdiği mesajları dinliyor yurdumun insanı ,çoluğu ,çocuğu , ninesi ,dedesi .
Cübbeli sen devam et yoluna , Türkiye seninle gurur duyuyor ve öğrettiğin bedduaları 1479 kere tekrarlıyor .


2.FURKAN VAKFI BAŞKANI ALPASLAN KUYTUL : Furkan Vakfı Başkanı bir programda kendisine sorulan soruları cevaplıyor .'' Hocam , bir erkeğin karısının kız kardeşi ile bir ortamda yalnız kalması haram mıdır? '' Cevap geliyor .'' Evet , yani baldızı oluyor.Baldız ile tenha bir ortamda bulunmak haramdır.'' Bekleyin bir dakika , esas bomba şimdi geliyor .'' Ama böyle bir ortamda kalırsanız , nasılsın , iyimisin diyebilirsiniz , açılıp saçılmasına izin vermezseniz .o yüzden ona yabancı biri gibi davranmalısınız''
Yüzlerce şey yazılabilir bu soru ve cevap hakkında .Haram kısmını geçelim , evet dinen olabilir .Ama nasılsın , iyimisin de ne oluyor kardeşim .Yani ne demesi gerekiyordu ki ? Offf, yazmayalım ,geçelim bu konuyu .
Esas bomba kısım şu .FURKAN VAKFI nedir? Öncü neslin hazırlanması ve İslam medeniyetinin yeniden inşası için ,peygamberi metotlarla tam 20 senedir İslam davasına hizmet etmektedir.Furkan Eğitim Vakfı , öncü nesil için iman ,ibadet , ahlak ve cihat şuuruyla Rabbani bir harekettir.

Her yanımız bomba döşenmiş , her yönümüz patlamaya hazır .
Ha çöp kovalarına bomba koymuşsun , ha Furkan Vakıflarını kurmuş , koruyup kollamışsın .



3.SAKARYA VALİSİ İLHAN BALKANLIOĞLU: Sakarya'ya yeni vali olarak atanan İlhan Balkanlıoğlu ,valilik binasında İSMAİL AĞA cemaati tarafından TEKBİRLERLE karşılanarak  makamına oturtuldu .İsmail ağa cemaati üyeleri ,cihada gidercesine tekbirlerle valilik binasını inletti ve gövde gösterisi yaptı .
  Şimdi biraz eskiye gidelim .Vali İlhan  Balkanlıoğlu , 2012 yılında Afyondaki askeri cephanelikte 25 askerin şehit olduğu patlama sonrası ziyarete gelen Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel ' e bir kilim ve satranç takımı hediye etmesiyle beyinlere kazanmıştı .Ve vali eleştirilen bu hareketini '' reklamın iyisi kötüsü olmaz '' sözüyle savunmuştu .

Hangi bir cümleyi ele alsak , hangi birinden başlasak ,Afyondaki gaflarını mı , 25 şehit evladına karşı duyarsızlığını mı , bu gafları yapan kişinin valilikle onöre edildiğini mi ,
ya da devletin valisinin ,devletin valilik binasına tekbirlerle girmesini mi , ya da bir cemaatin gövde gösterisi ile makamına oturduğunu mu , ya da artık bu valimizin  kimlere hizmet edeceğinin aşikar olduğunu mu ,hangisini yazsak, hangisini çizsek .

İşte yapacak bir şey , yok .Sarılmış dört bir yanımız.Fetö gider , İSO gelir .Doğanın kanunu , Boşluk doldurulur,  yerini başka kavramlarla doldurmazsan.
Ama çok ihtiyacımız var cemaatlere çok .Vatan sevgilerini , vatan için yaptıklarını yeni seyretmiştik meydanlarda , köprülerde ,ekranlarda ...Yeni senaryolar , yeni çekimler. Bakın demedi demeyin sonra.,artık kandırılmayın.Sonra bizlere de isocu demeyin , terörist ilan etmeyin.




4.BURHAN KUZU: Önce kimdir diye baksak bu renkli simaya.Ekranların , siyasetin , iktidarın olmazsa olmazlarındandır çünkü kendileri .
10 OCAK 1955 yılında Kayseri'de doğmuştur.Hukuk fak .mezunudur.1998 de  profesör olmuştur .İstanbul ün . hukuk fak . anayasa hukuku ana bilim dalı öğretim üyesi ve ana bilim dalı başkanlığı yapmıştır kendileri .Daha sonra siyaset hayatı başlar.AKP kurucu üyesi olup2002 de milletvekili olup , 2007 , 2011 de  tekrar tekrar seçilmiştir.( yok ,sensiz olmaz ,şarkısını armağan ediyoruz kendisine )
Bu cv si dolu dopdolu olan adamcağız geçen günlerde bir twit paylaştı .
Fetö lideri ile beraber yürüdüğü yolların her bir anı fotoğraflarla ,her gün medyada yer alan Sayın Cumhurbaşkanımızın  yine fetö lideri ile olan bir fotoğrafından Tayyip Erdoğanı silip ,yerine hayatında Fetö ile mesaisi olmayan ama ne hikmetse baş fetöcü diye anılan Kılıçdaroğlu' nun resmini montajlanmıştı .

Gelen tepkiler üzerine o mesajI sildi.Ve dedi ki :'' ne var yani . Biraz da biz uyduralım .
Lütfen arkadaşlarım , lütfen chp' li , lütfen özellikle akp' li arkadaşlarım , lütfen tüm insanoğlu
Bu adam bir anaysa profesörü , ak parti kurucusu ..
El insaf ,diyor konuyu kapatıyorum efendim .


5.AKP ' NİN '' YELİZ '' KOD ADLI VEKİLİ AHMET HAMDİ ÇAMLI : Milli Eğitim Komisyonu üyesi olan Çamlı demiş ki : '' Eğitim Bakanlığımız çok iyi bir karar vermiştir .Namaz dinin direğiyse ,cihat çadırıdır.Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yoktur.''
 CİHAT : Allah yolundaki her türlü faaliyet ve hareketin adıdır.
CİHAT : İslamın aksiyon yönü , onun hamle gücüdür.''
Peki kim bu arkadaş ,bir bakalım isterseniz.
Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanlığına aday olduğu  günlerden bu yana gönüllü şoförü olmuş ,ve karşılığını da almıştır.1 Kasım 2015 seçimlerinde milletvekili seçilmiştir.Kendisi İHL mezunu olup ,üniversite eğitimini Newport ün. almıştır! Şu an ticaret ile uğraşmaktadır .

Matematik ile Cihat arasındaki ilişkiyi çözün bakalım .Zaten cihad düşüncesi ile yetişen nesillerin pek matematiğe de ihtiyacı olmayacaktır sanırım .Bilim adamı değil de , işide eleman yetiştirecek nesiller için çok da doğru bir demeç olmuştur aslında.
Bu arada PASCAL , PİSAGOR ,THALESS , ARŞİMED , ÖKLİD,HAREZMİ   gibi ünlü matematikçileri saygıyla anıyor , acaba hangi cihat kafasıyla matematiği çözdüler diyoruz .
 '' Yeliz '' kod adlı sayın millet vekiline diyoruz ki :
İnsanoğlu bir başa sahiptir  ve de ayaklara .Bazen de bakarız ki ayaklar baş oluvermişitir .Kendisi bunun en güzel kanıtıdır .
NOT : '' Yeliz '' kod adı , yaptığı twitter açıklamalarında kullandığı isimdi.

                     EVET , bu liste uzayıp gider de gider , bombalar patlar da patlar . Huzurlu günler dileğiyle , bazılarının da susması isteğiyle .....
                  
                     

20 Temmuz 2017 Perşembe


                                 BOZCAADA VE DOMATES REÇELİ

Bozcaada mı mı yoksa bohça ada mı ya da Tenedos mu ? Ne fark eder , olduğu gibi duruyor ya , bozulmamış ya .Daracık sokakları , eski taş evleri .Eski , ama süslenmiş, püslenmiş  , özenle gelin gibi süzülmekte




.Paket taşları ile bezenmiş sokakları eskiye götürüyor ,çocukluğumu anımsatıyor , her daim sızlamaya hazır kalbimi sızlatıveriyor


.Meyhanelerinde Sezen Aksu çalıyor . Daha ne olsun .Birisi  diyor ki '' şarkılarına bayılıyorum da , siyasi görüşlerini sevmiyorum '' .Şaşıyoruz , şaşıp kalıyoruz , biz anlamıyoruz galiba , kendimizi zaten çok sevdiğim bir arkadaşımın deyimiyle ultra salak ilan ediyoruz.Sezen Aksu nasıl bölücü olur , bu şarkıları yazan kadın , o ancak barış der ,sevgi der ,aşk der.Bozcaadanın sokak aralarındaki meyhanelerde de Sezen Aksu aşk diyoor .Kim demez ki , kim demez ki ?Tamam ,tamam ,siz istemiyorsanız demeyebilirsiniz .Demokrasi var bu ülkede yani , boşuna nöbetleri tutulmuyor .




Meyhane dediysek ille de şarap içmek zorunda değilsiniz yani , mideniz kötüyse bendeniz gibi mesela .Amma canınızı isteteceğiz velakin , mezeler ve yiyecekler de süpermiş , kusura bakmayın .





Buz gibi soğuk denizi , gir girebilirsen kolayca .Bizim gibi Erdeğin ılık sularına alışmışlar için şok banyosu .Ama çok iyi geliyor bu şok dalgası .Son zamanlarda yaşadıklarımız, anlam veremediklerimiz , anlayamadıklarımız ya da anlatamadıklarımız ...Bu soğuk deniz  bizde şok etkisi yapıyor , kendimize getiriyor. Denizden bir çıkıyoruz ki , her şey aydınlanmış beynimizde . 15 temmuzu çözmüşüz , bize neden terörist dendiğini anlamışız , gazeteciler neden içeride falan filan ....Şaka ,şaka ...

Egehan otelden ayrılmak istemiyoruz hiçbirimiz.Havuz mu yok tabi ki , denize sıfır mı , değil tabi ki . İstemiyoruz ki böyle şeyler. Minik bir bahçede , şık masaların çevresinde , meyve ağaçlarının altında sıcak sohbetler yapmak istiyoruz biz.

Şarabımızı yudumlamak , eski ama eskimeyen dostlarla , eski günleri anmak istiyoruz .Kah gülmek , kah ağlamak , kah duygulanmak , bazen öfkelenmek istiyoruz .Şaraptan bir yudum alıp , tadı da güzelmiş demek , ada şaraplarının hikayesini dinlemek istiyoruz.Hepimiz bir üzüm tanesiydik belki de , ezilmişiz ezilmişiz ayaklar altında , dönmüşüz sanki bir şaraba  .Kimimiz talay şarabı kimimiz Corvus .Corvus şarapları nereden almış adını , öğrenmek istiyoruz .Latince Kargaymış corvus .Yaaa ,  ne kadar önemli değil mi ? Demokrasi nöbetlerinden , ya da adalet yürüyüşünden ya da enflasyondan önemsiz mi diyorsunuz yanii :)

Domates reçelinin , incir reçelinin , kekik reçellerinin tadına bakıyoruz . Mutlu olmaya hazırız zaten , o müthiş tatlarla mutlu oluyoruz kat be kat .Bir taş evin önündeki tezgahta çok yaşlı bir kadın oturuyor. Adı Eleniymiş . Tek tük kalanlardan adada . Terk etmeyenlerden adayı , sokaklarını , rüzgarını .Ama sadece domates reçeli satıyor , neden ,diyoruz ,incir reçelin yok , kekik reçelin yok ? Meraklıyız işte , öğreneceğiz her şeyi .Ben sadece domates reçeli yaparım diyor. Kocam beni adada bırakıp giderken , kırmızı bir bavul vardı elinde.Domates kırmızısı . Ben gidemedim , hipnoz olmuştum adeta , hareketsiz  .Oğlumun  eli  babasının elindeydi , yanakları al , al , domates gibi , yine gidemiyordum , uyuşturulmuş  . Bakıyordum sadece ,öylece .Bir eli babasının elini tutarken , öbür elinde bir kavanoz vardı , sanki rüya gibi .Yeni yaptığım domates reçeli , bir kavanoz , elinde. Nasıl yapabilirim ki başka bir reçel . Benim hayatımın özeti domates reçeli . Ama ne yaparsın hayat işte , domates reçeli gibi ..

 Reçelin  tadı harika , çünkü yaşamak harika , nefes almak harika , beni hipnoz eden ada harika ...

Vayyy . domates reçeli , alalım iki kavanoz, yetmez yirmi , yüz yirmi kavanoz , binyüzyirmi kavanoz ...

Gece uyumasak , sabah olmasa , dönmesek hayata , dönmesek kargaşaya , dönmesek twiter , face , instagrama ,dönmesek abuk sabuk demeçlere , dönmesek saçma sapan uyutan masallara , dönmesek her an bizi dövecek gibi bakan ,eyyyt diye bağıran büyük ama çok büyük adamlarımıza dönmesek .Kalsak burada , kendimiz olsak ,bıraksak başkalarının hayatlarını  ,dinlemesek uyutan masalları,dinlesek sadece içimizdeki bize ait olanları , Tenesin baltası gibi kessek ipleri ,  sessiz kalsak biraz , konuşmasak , saf olsak çok saf ,temiz kalsak tertemiz , o buz gibi sularda yıkansak , ah o dönüş gemisinde olmasak , olmasak .....

VE GÖZ KIRPTI YUKARIYA



 
                                        VE GÖZ KIRPTI YUKARIYA 

 Köyün sıcağı da bir başka oluyordu .O da bu sıcağa rağmen kendini sokaklara atmış ,tozlu yollarda ,taşlara vura vura yürüyordu .Aslında vurduğu taşlar değil ,kahrolası , şanssız  hayatıydı , belki de yüzüne bir türlü gülmeyen kaderiydi .Köy kahvesinin önünden geçerken,kadınları tarlada çalışırken ,kendileri  boş boş oturan köy erkeklerinin , arkasından dedikodu yapacaklarını bile bile  ,ritmini bozmadı ,kimseye aldırış etmeden yürümeye devam etti .
O kadar çok yalvarmıştı ki oysa .'' gel kaçalım şu köyden ,gidelim şehre ,çalışırız ,yuvamızı kurarız '' diye .Ama Ayşe'si bir türlü  olur dememişti.''Ben annemin babamın rızası  olmadan evlenemem ''diyordu .Çok  seviyordu ama korkuyordu ,yapamazdı ,kaçamazdı ,daha da 17 yaşındaydı .
  17 yaşındaydı ama  babası  planını  yapmıştı bile.Kendisinden büyük ,köyün ağasının oğluna sözü kesilmişti .Yapacak bir şey yoktu artık Ayşe için ,zorla kaçıramazdı .Yapacak tek şey köyü terk etmekti .O da öyle  yaptı ve köyü terk etti .En sevdiklerini arkada bırakarak ,Ayşe' sini başka kollara terk ederek ,gözü yaşlı .
  Şehre geldiğinde köylüleri ona iş ayarladı ve küçücük bir göz odaya yerleşti .Kendini işine verdi ,mutsuz ,ruhsuz bir hayat .Ama ne olacaktı ki ,Ayşe 'si olmadıktan sonra.Böyle melankolik yıllar geçip giderken ,çevresi artık evlenmesi gerektiğini ,bir düzeni olması gerektiğini ,....söyleyip duruyorlardı .O da en sonunda kabul etti .''Ne fark eder ki ,Ayşe olmadıktan sonra ,sevemem biliyorum ,ama bir düzene kavuşayım bari '' dedi ve evlendi .Karısı kendi halinde ,çok iyi bir kadıncağızdı .O da kocasının sevgisini hissedemedi belki ama hiç bir şey belli etmeden ,evini yuvasını idare etti .Kadına  biçilen rol belli idi zaten .Çocuk doğurdu ,kocasına yemek yaptı ,çamaşırını yıkadı ,belki de hiç sıcacık sarılamadı ,sıcacık bir söz işitemedi ...Bu arada kızları oldu 2 tane .Adamı hayata bağladı kızlar .Amaç oldu kızlar ,sevgi ,uğraş ,neşe oldu  kızlar onun için ,hayat yeni bir anlam kazandı .İşte  böyle akıp giderken  hayat , ruhlardaki fırtınalar dinmişken ,hiç beklenmedik bir zamanda karısı hastalandı ve bir süre sonra da öldü .
Yine yarım kalmıştı her şey ,  yeni yeni  anlam kazanan hayatı bıçakla kesilmişti yine ortadan .Yeni yeni  sevmeye başlamıştı oysa karısını ,yeni yeni sıcacık sarılmaya alışmıştı ona ,ama yine becerememişti işte , yine yarım kalmıştı her şey ,aynı yıllar öncesindeki  gibi .
Üst üste aynı şeyler yaşanınca '' ben de bir uğursuzluk var '' der ya insanlar ,o da böyle düşünüyordu artık .''Kimseyi sevemem ben  ,kimseyi mutsuz edemem artık ''diyordu ..Kızları vardı artık sadece onun için.Onların büyümesini izliyor ,okullarını takip ediyor ,iyi yetişsinler diye uğraşıyordu.Onlara adamıştı kendini . Ama yine çevresi ,köydeki ailesi bastırmaya başladı .''Böyle olmaz , kızlar büyüyüp gidecekler ,sen yalnız kalacaksın ,evde bir kadına ihtiyacın var '' diye . O kadar ısrar ettiler ki ,kızları da dahil oldu bu ısrara .Umursamıyordu artık hiçbir şeyi .''Ne yaparsanız yapın '',dedi .
   Köyden haber geldi bir gün .Bir kadın ,yeni kocasını kaybetmiş ,bir de kızı varmış .Çok iyi ,çok güzel ,çok hanımmış .Tam ona uygunmuş .Gelip tanışsınmış .Yine çok sıcak bir gündü köye vardığında.Yollar  yine  tozluydu ,O yine  taşlara vura vura  ilerliyordu .Ama öylesine vuruyordu bu sefer  ,  bilinçsizce .Hayır ,hayır artık Ayşesini düşünmüyordu .Yine köy kahvesinde köy erkekleri oturmuş , onu izliyorlardı .Sanki hayat durmuş , bu köyde diye düşündü .Oysa hiç bir şey durmamıştı onun hayatında , ne çok değişmişti  geçen onca yılda .
Babasının evine geldiğinde her tarafı terden sırılsıklamdı artık ,gömleği , kolları ,yüzü ,elleri ...İçeri girdi .    Odada başında eşarp ,yüzü yere dönük ,bir kadın oturuyordu .Kimseye bakmadan ,ona doğru gitti ,terden sırılsıklam elini uzattı ve ona doğru uzanan bir el gördü   ve tokalaştılar .Ama bu el , bu el sıcacık geldi ona ,tanıdık geldi bu ten ona , çarpılmış gibi hissetti kendini  .Bu el onun eliydi ,onun eli , Ayşesinin eli .O eli ıslak terli avucunun içine aldı ya artık  ,bir daha bırakmamacasına ,  güldü insanlara binbir takla attıran hayata ,kendisiyle dalga geçen kahrolası şansına ve göz kırptı yukarıya.

16 Temmuz 2017 Pazar

KARA YAZI





                                        KARA YAZI

1993 doğumluydu .Hesaplayabildiniz mi ? Evet , evet 24 yaşındaydı Necmettin öğretmen .Kimsenin gitmek istemediği yerlere gitmişti , geleceği uğruna .Şanlı Urfanın Siverek ilçesindeki Çiftçibaşı köyünde öğretmenlik yapıyordu.Yaz tatiline giriyorlardı artık , karneleri dağıtmıştı minik öğrencilerine.Yola çıkmıştı evine , sevdiklerine kavuşmak için ,görevini yapmış olmanın verdiği iç huzuru ile ..
Belki de o anda arabasının radyosunda volkan konak dinliyordu .''alnıma yazıldı kader ,silemedim .Ağladım ağladım hiç gülemedim .Ah felek günahın bana mı ''
Ya da Ahmet Kaya dinliyordu belki de
''hani benim sevincim nerde ,bilyelerim ,topacım ...çaldılar çocukluğumu habersiz .....penceresiz kaldım anne ....hani benim gençliğim nerde ''
belki de belki de umut dolu  bir parça pinhani' den   dinliyordu ..''asla vaz geçme , kalkıp da pencerenden bir bak ,güneş açmış mı , yağmur düşmüş mü ,dön bak dünyaya ''

Ne düşünüyordu acaba , yolu kesilip arabasından indirildiğinde , arabası kurşunlandığında ,ne hissetmişti acaba ?

15 temmuz Destanını mı düşünüyordu acaba ?
Ya da  Adalet yürüyüşünü mü düşünüyordu ?
Ya da geride bırakacaklarını mı ? Minik öğrencilerini mi ? Soğuk kış gecelerinde kurduğu sıcacık hayallerini mi ?
24 yaşında olunur da hayalleri olmaz mı insanın? Evlenmekti belki de hayali , yuva kuracak , çocukları olacak ,pembe boyalı bir ev alacaktı ...para gerekiyordu ama para...
Yoktu ki babası iktidarda , yoktu ki dayısı arkasında .Ayakkabı kutuları yoktu ki para dolu içi .Bankası yoktu ki içi boşaltılacak ,sadece bir hesabı vardı maaşını aldığı .Silahı yoktu ki eşkiyalık yapacak .
Bilgisi vardı sadece ,çocuklara aktaracak, güzel masalları vardı öğrencilerine anlatacak , sevgi dolu bir yüreği vardı sadece insanlara yollayacak . .Bir de yolunu gözleyen ,arkasından göz yaşları içinde  '' oğlum sadece öğretmendi '' diyecek bir babası ,anası vardı ...Ayakkabı kutusunda ise giyilmiş bir çift eski ayakkabısı ...

Destan mı yazıyormuş Türkiye de birileri ..pöffff ....
Pankartlarda adalet mi arıyor birileri Türkiye de .onlara da pöfff ..
Birbirine nispet yapan , kürsüleri birbirine hakaret etmek için kullanan , birleştireceğine halkını daha çok paramparça eden , lime lime doğrayan  insanlar mı çıkaracak Türkiyeyi düze . pöffff kare ki pöfff kare ...

Kimin haberi oldu ki Necmettin öğretmenden ?Destan yazanların mı ,pankart taşıyanların mı ?
Birileri meydanlarda nöbet tutarken , Türkiyenin dört bir yanında selalar verilirken , Necmettin öğretmenin selasını kim duydu ki ? Ankaradan İstanbula yürürken birileri Necmettin öğretmen kimsenin gitmediği yerlere bilinmeyene yürüyordu tek başına ...

Tek başına destan yazıyordu , tek başına yürüyordu ..

              Destan yazmak mı ? Biz mi? Biz her zaman yapmış olduğumuz gibi , ancak gençlerimizin alnına kara yazılar  yazabiliriz .KARA YAZI.....

8 Temmuz 2017 Cumartesi

YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR



YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR
                                           
Kimler gelmiş ,kimler geçmiş .Kimler yürümüş kilometrelerce , kimler yok olup gitmiş bu yürümelerde.Kimisi din adına , kimisi savaşlar uğruna , kimileri baskı ve zulme karşı , kimileri haksızlığa karşı , kimileri de adaletsizliğe karşı .Yüz  adım ,bin adım .Hiç fark etmez , önemli olan niyet , önemli olan atılan ilk adım , yakılan ilk meşale .


Gandhinin 12 mart 1930' da Hindistan da Büyük Britanyanın tuz vergisini protesto etmek ve tuz tekelini kırmak için başlattığı yürüyüş en etkililerden biri ,en ses getireni olmuştu.Çünkü sessiz sedasız ,olaysız , sadece amaca odaklanılmıştı .Yürüyüşünü ,Gandhi binlerce kişi ile tamamladı , sakince kıyıya ulaştı , yerden bir avuç çamura bulanmış tuz aldı ve temizledi ve '' bununla Britanya imparatorluğunu temelinden sarsıyorum '' dedi .Peşinden çağrısına uyan binlerce köylü de tuz çıkarmaya başladı .Böylece tuz yasasını ihlal etmiş oldular .Bu ihlal nedeniyle 60 bin kişi hapse atıldı ama yasa işlemez hale gelmiş oldu.


1934 - 1935 yıllarında UZUN YÜRÜYÜŞ olarak adlandırılan eylem ise dünya siyaset hayatının en etkililerinden biridir.MAO' nun ÇİN  sovyet cumhuriyetini kurmasından sonra ,milliyetçi güçlerin ,komünistlerin bulunduğu bölgeye aşırı baskı uygulaması üzerine , komünist liderler çemberi yarıp kuzeye gitmek zorunda kaldılar.Böylece başlayan yürüyüşte ,100 bini aşkın kişi, 370 günde engebeli ,zor bir arazide 10 .000 km den fazla yol katetmişti .Yürüyüş bittiğinde sayıları onda bire inse de , bu zorlu yürüyüş sayesinde Çin Halk Cumhuriyetinin kurulmasına adım atılmıştı .

Hz .Musanın kavmi ve inananları  ile MÖ 1447 'de Mısırdan çıkışı ile başlattığı yürüyüş , Hz. Muhammed ve İslam dinini kabul edenlerin maruz kaldığı baskılar sonucu 622 'de Mekke' den Medine 'ye yürümeleri ,

En eski yürüyüşlerden biri olan Gladyatör Spartaküsün MÖ .73 'de kendisi gibi köle olan 60 arkadaşıyla başlattığı Özgürlük yürüyüşü ,

soykırım ve baskılar sonucu kızılderililerin kendilerine ait olan Alcatras adasını  işgal etmeleri , soykırıma başkaldırmaları  ve bunun sert ve kanlı bir şekilde bastırılmaları sonucunda da 1978 yılında San Fransisco'dan Washington 'a uzayan bir ÖZGÜRLÜK yürüyüşü ve bu yürüyüşe destek veren ünlüler Marlon Brando , Jane Fonda , Bob Daylon ....


1991 yılında Madenci sendikası ve işveren arasında anlaşma sağlanamayıp , sendikanın Ankaraya hükümet ile görüşmeye gitmek istemesi ve bekledikleri otobüslerin gelmemesi sonucu Sendika başkanı Şemsi Denizer ' in ''Önemli değil ,ayaklarımız var , yürürüz '' diyerek yürüyüşü başlatmaları ,

Neden mi bunları yazdım ?

Çünkü , hiç bir yürüyüş , dur ben bir yürüyeyim , biraz kilo vereyim , fit görüneyim diye , yani spor olsun diye  , yani zevk -ü sefadan başlamamış . Yani kimseye rahat batmamış , yani kimse dört dörtlük bir hayata sahip iken , canı sıkılıp yürümemiş ....
Taaaa MÖ  veya MS veya 21 yy , fark etmez.

İnsanlar baskıya karşı , zulme karşı , haksızlığa karşı , köleliğe karşı yürüyüş başlatmışlar .

''Haksızlığa sapıp bütün insanlar seni takip edeceğine , adaletle hareket edip tek başına kal ,daha iyi '' demiş GANDHİ

Şu anda Kılıcdaroğlu'nun bitirmek üzere olduğu yürüyüşü gibi .Kılıçdaroğlu ADALET arayışı ile yola çıktı .Kimseyi zorlamadı yürüyün diye , partisine ve partililerine baskı yapmadı arkamda olun diye , kitlelere gövde gösterisi yapmadı yürüdüğü yollarda .Ama niyeti anlaşıldı ve samimiyeti halkı tarafından görüldü , hissedildi .Elindeki sade bir ADALET pankartı ,gören gözlerden gönüllere doğru aktı .Destek istemedi , o destek kendiliğinden  binleri , on binleri buldu .

Çünkü ADALET herkese lazımdı .

Dün şiir okudu diye cezaevine giren bir siyasetçiye ,
bu gün görevini yapıp haber yayınladı diye tutuklanan bir gazeteciye ,
Dün ,başörtüsü yüzünden meclisten atılan bir milletvekiline ,
bugün o /o 10 oy almış ama şu an  tutuklanmıs  bulunan bir   parti liderine ,
barış istedi diye işinden atılan kişilere ,
işinden atıldı diye ölüm orucuna yatan öğretmenlere ,

daha hayatın içine  insek , kime gerekli değil ki ADALET ,

eşinden şiddet gören kadınlara ,
tacize uğrayan yavrularımıza ,
hastanelerde sıra bekleyen hastalarımıza ,
günde yüzlerce hasta bakmaya çalışan doktorlarımıza ,
devlet yurtlarında yer bulamayan öğrencilerimize ,
atanamayan öğretmenlerimize ,
çalışmasının karşılığını alamayan işçilerimize ,
topu yok diye oyuna alınmayan çocuğumuza ,
torpili yok diye iş bulamayanlara ,
tekme atılan sokak hayvanlarına ,
ters döndürülen bir kaplumbağaya ,
susuz kalmış bir papatyaya .....

kime ve neye  gerekli değil ki ADALET...

İşte bu yüzden başlatılmış olan ADALET yürüyüşü ister bir gün , ister bin gün sürsün, aynı Gandhinin tuz yürüyüşü gibi tarihte yerini almış olup, sonsuza dek yürüyecektir vicdanlarda.